23 Ekim 2015 Cuma

BU KAÇINCI KIYAMET


BU KAÇINCI KIYAMET

Bu Kaçıncı Kıyamet! ?

Kaçıncı batan güneş! ? Bu kaçıncı kıyâmet!
Bu ne çekilmez azap, bu ne büyük vâhamet...
Mantıklı bir çözümün gelmedi mi? Zamanı!
Var mı başka beklenen, yaşanacak alâmet?
Yoksa bu mu? İstenen, geneline sirâyet...

Bir yıldız düştüğünde canımdan bir cân kopar!
Ateş çabuk küllenir, herkes işine bakar...
Hepimiz biliriz ki; su mecrâsında akar,
O sönmez büyük ateş düştüğü yeri yakar! ..
Ana baba eş bacı, damarlarda lâv akar!
Derin suskunluklara yansır, asâlet-vakâr...

Bir cana kast edenler, tüm canlara kast eder
O, ’bir cân’ dediğimiz, tüm canlara eşdeğer
Neden gider bu canlar sebebine bakarım!
Yaşanan kavgaların mantığını sorarım! ?
Yağız delikanlılar toprağa verilirken;
Sen-Ben muhasebesi yapanlara şaşarım!

Geçmişten bir iz durur, hep zihnimi kurcalar...
Bir asâletle duran kümesinde horozlar,
Önce aç bırakılır gözleri perdelenir;
Bir tertip bir düzenle oyuna hazırlanır...
Küçük bir yem atılır, sahaya bırakılır...
Sonrasını sormayın ne baş kalır ne gövde!
Ölmese de sahada, kan revân bırakılır!
Nasıl bir ruh hâli ki, acıdan zevk alınır!
Kan ve can üzerinden pazarlıklar yapılır!

Sır değil aşikâre, herkesçe biliniyor...
Dövüştürüp kardeşi uzaktan seyrediyor!
Bu nasıl bir bela ki, onlarca yıl sürüyor!?!
Benim anlamadığım:
Neden en güvendiğim bu oyuna geliyor! ?
Veya neden böyle bir görüntü sergiliyor?
Bir ortak çıkar mı var endişe uyandıran!
Karşıt görünenleri bu yolda buluşturan;
Belki endirekt yoldan katili barındıran!
...
Yolda izde harcanan hepsi bizim evlâtlar
Azılı canilerin hesabına kanarlar!
Daha çocuk yaştayken yuvadan alınırlar!
Körpe ayaklarından prangaya vurulurlar!
Bir fırsatını bulup, zinciri koparanlar;
Kurda kuşa yem olup, dağda heder olurlar...

Ah! Analar! Analar, ah şu kutsal analar!
Değişir mi? Acısı, ASİ olsa evlâtlar
Belki hissettirmezler, belki sessiz kalırlar,
Kanlı gözyaşlarını içine akıtırlar!
Arından-utancından belki korkularından;
Sönmüş volkanlar gibi, gizli -gizli yanarlar...

Zuhur eder gizli el suları bulandıran!
Kana susamış soysuz! ! Vampirleri andıran!
İnsanlıktan nasipsiz mideyi bulandıran!
Ayrı yoldan giderken, kavşakta buluşturan...
***
Dinsin diye bu acı çareler aranırken;
Bin bir bahânelerle çözümü zorlaştıran!
Elini taştan çekip, kadehler tokuşturan!
Bir aymazlık içinde demeçler yarıştıran!
Durulsun beklenirken; meseleyi azdıran!
Akıllara durgunluk, fenâda buluşturan...
...
Zaman birlik zamanı, bütünleşme zamanı...
Gaflete düşer isek yarın çok geç olacak!
Kenetlenme fırsatı elimizden uçacak...
Pişmanlıklar keşkeler işe yaramayacak...

Fakat her şeye rağmen;
İnancım, umudum var bu yara sarılacak!
Akan kanlara rağmen analar barışacak!
Onulmaz yaraların merhemini bulacak...
Bağrına taş basarak gönülden sarılacak!
Sönsün diye bu ateş rahmet olup yağacak!

Gücünü Kuvvetini Köklerinden! Alacak... 

Metanet Yazıcı

18 Ekim 2015 Pazar

BİR HOŞ SADA BIRAKMAK





BİR HOŞ SADA BIRAKMAK 

Her Fâninin Dileği Bir Hoş Sada Bırakmak;   

Ahşap bir sandukada giderken bu Âlemden...  
Bir sevgi buketini gönüllere bırakmak;   
Kalpler arınsın diye acılardan! Elemden... 
 
Ne yüksek bir bilimdir heceleri dokumak  

Kâinatı, insanı, nesneleri okumak,  
Kurumlu satıhları şefkat ile yıkamak;   
Kalpler arınsın diye acılardan! Elemden.
 
Doğacaktır umutlar en ücra köşelerde  

Nehirler taşıyacak sevgiyi şişelerde  
Kervana katılacak Memetler! Ayşeler de...  
Kalpler arınsın diye acılardan! Elemden!  
 
Hedefe varmak varken, durup beklemek, neden?   

Başlar eğilmemeli söz edince maziden! 
Yıkılan âbideler yükselmeli yeniden;   
Kalpler arınsın diye acılardan! Elemden... 

Metanet Yazıcı