17 Haziran 2015 Çarşamba

ZEMHERİ DÜŞMÜŞ KELİMELERE


ZEMHERİ DÜŞMÜŞ KELİMELERE


Kanat vurdu cânhıraşla
Bir çıkış kapısı, bir yol aradı  
Dört yanı duvar  
Karanlık yağdı, söndü muradı  
Ay'a kement attı  
Olmadı  
Eğdi başını, suskun kaldı... 
*** 
Zemheri düşmüş kelimelere 
Sözler, ağızda buz sarkıtı 
Nefes alacak mecal mı kaldı  
Nedir bu beklenmedik vaziyet 
Neyin habercisidir sarı, turuncu? 
Soluyor birer birer, 
Ne varsa umuttan yana  
Algımda mı var tuhaflık  
Nedir bu değişim! ? 
Çoraklaşmış mümbit topraklar, 
Dağlar tepeler suskun... 
Nerede o canlılık,  
Hani nerde o çiçekler, arılar... 
Nerede, ruhumu saran melodik ahenk? 
Kulağıma düşen seslere; 
Gönül tınılarımdır diyesim geliyor 
Fakat olmuyor olmuyor, tanıdık değil! 
Hoyrat kasırgaların ıslığı-dır  
Pervasızca,  
Destursuz içime dolan!   
İsyan edesi geliyor insanın  
AMMA          
O sadece ulak... 
Neler bıraktı avucuma, sormayın 
Tüm ağırlığı yükledi omzuma 
Öyle bir esti ki; sarstı semayı 
Kara bulutlar çöktü 
Hüzün yağıyor gözlerime;   
Korkarım patlatacak bendimi! 

Hadi ver elini desem, duymazsın 
Karış dalgalara  es köpük köpük; 
Vur kıyılarıma desem aymaz-sın, 

Yollar/hatlar kopuk;  derin bir elem 
Ayrı zamanlarda, aynı âlemde 
Görünmez surlarla  bölünen âlem... 

Hangi yöne essem kederime yol 
Çözümsüz muamma bağlanmış el, kol  
Gökkuşağı hâle, bilinmeze yol... 
*** 
Bir âlem ki sırrı çözülemiyor  
Basılan mühürler,  kazılamıyor... 

05 ŞUBAT 2013 / Metanet Yazıcı


Yorum Gönder